19 Şubat 2011 Cumartesi

"MUTLULUK HAKKINDA" nerden nereye...

şimdi şu yaşında senin için mutluluk ve özgürlük tam da böyle bişi...




Takip ettiğim bir blogda okuduğum bir başlıktı “mutlu bir çocukluk geçirdim, diyebilmek! (http://delianne.blogspot.com/2011/01/mutlu-bir-cocukluk-gecirdim.html) yazıyı okudugum andan itibaren bu konuyu kafamda kurup duruyorum.. önce, yazıya istinaden verilmiş cevaplara, yorumlara söyle bir göz attım.. Genelde mutlu çocukluk geçirmiş birçok blogger daha az "mutsuz" ve bir iki de –enteresan- nasıl bir çocukluk geçirdiğini "hatırlamayan" var...
Bu bana hemen bir baska soruyu sorgulattı “hımm acaba çocukken mutsuz olmanızın sebebi “genelde” somut nedenler midir yoksa soyut nedenler mi? ve diğer bir soru "şimdi, tam şu an mutluyum diyebiliyor muyum? Dahası çocukken mutsuz olanlar hayatlarının geri kalanını mutluluk sarhoşu olarak mı yoksa ben ve melankolim" diyerek mi sürdürüyor? Açıkçası anne babanın yaşattığı mutsuzluk illa ki önemli ama insanın kendi içinde yaşadığı yaşam yolculuğunda ancak bir kavsak, buradan gidebilirsin ya da bu çukura düşebilir yıllarca bu çukurda debelenir veya ayağını yere hızlıca vurup yüzeye çıkabilirsin işareti olabileceğine inanıyorum...Küçük şeylerden mutlu olmayı bilen bir insansan şayet " küçük şeylerden hep mutlu olabilirsin" mesela kekin vanilya kokusu seni mesut ediyorsa o kek pişmese de bir yerlerde piştiğini varsayıp bir ömür o kokuyu burnunda soluyabilirsin gibi geliyor bana.. kendi adıma mutlu gibi anımsadığım çocukluğumda çok mutsuz bir dönemim oldu aslında sebebi öyle aile,anne babayla felan ilgili degildi . Direkt, çocuğun çocuğa yaptığı kötülüklerden (ezmek, çemkirmek, dışlamak gibi) şimdi bugün yazarken okurken basit gibi görünebilir ama küçük bir çocuğun büyük dünyasında yanlış arkadaş seçmek cidden çok üzücü ve yaralayıcı sonuçlar doğurabilir ;bir süre sonra; kendimi kabul ettirme, ezilmek büzülmek yerine oradan gitmenin o küçük yaşımda o insanları hayatımdan çıkarmanın en doğru seçim olacağını fark ettim ve o günden sonra da beni mutsuz eden hiçbir şeyi hayatımda tutmadım bu bir iş'te olabildi, bir sevgili de ve bu sayede gerçek bir arkadaşlığın kıymeti kalbimde hep en ön sıralarda kaldı dünya bir yana onlar bir yana cinsinden..yani mutlu olabilmek biraz da genlerle bize kodlanmış olabilir mi? çocukken bir seçim yapiyoruz ve bu seçim yaşam boyu bizi takip ediyor olabilir mi? çevremizdekiler ne yaparsa yapsın biz melankolik bir şekilde mutsuz olmayı seçiyor olabilir miyiz? Acaba çocuklarımızı mutlu etmeye çalışmak kadar onlara kendi kendilerini "nasıl" mutlu hissedeceklerini öğretsek daha mı doğru bişey yapmış oluruz…


24 Aralık 2010 Cuma

Bir yaşımıza daha girerken!

Annelerin çocuklarına sık sık sarf ettiği "benim için her zaman bebeksin" sözünü şu son günlerde daha bir idrak ediyorum… Deniz bebekliğinin son demlerini yaşarken hatta belki de çoktan bir çocuk olduğu bugünlerde…
Geçenlerde hamile bir arkadaşım doğurduğu andan itibaren yine döneceği eski yaşantısı (anlık kararlar, gözü kara planlar, partiler ve hatta yoğun iş temposu) ve bir diğer henüz hamileliği sadece gelecek planlarında olan bir arkadaşım ise çocuk olduktan sonra senelik izninin bir haftasını -ailecek- hep beraber, ikinci haftasını eşiyle baş başa bir tatil yaparak geçirmeyi umduğundan bahsetti…
Bence bir kadının hayatı hamile kaldığın gün hiç olmadığı kadar değişip/dönüşüyor bundan berisi ayağını kendi –bu yeni- yorganına göre uzatmayı öğrenmek… Sonra da düşündüm “ben, eşim, bizim aile öğrendik mi artık?” Kuşkusuz Deniz’in doğduğu ilk günlerde bizlerde birer yeni doğandık.. Gerçekten sorunsuz geçen, hem fizyolojik hem psikolojik açıdan 4/4 lük yaşanmış bir hamilelik döneminden sonra lohusa depresyonu denen şeyle oldukça ağır bir biçimde tanıştım.. Yine aynı hamile arkadaşımın sorduğu “Sence 2.5 aylık olduğunda hep beraber tatile gidebilir miyiz?” sorusuna kendi o dönem psikolojimi düşünerek önce " kesinlikle hayır "sonra belki de aynı dönem onun psikolojisinin çok farklı olabileceğini düşünerek "evet, evet tabii aslında çok çok rahat yaparsınız" dedim…Bana soracak olursanız bir bebeğin hele de Deniz gibi gaz, uyku problemi pek olmamış bir bebeğin en kolay zamanları ilk 6 ay! Ama her anne hamilelikten itibaren kendi kişisel tarihini yazıyor işte …Çocuk büyütme işi biraz bilgisayar oyunu gibi o seviyeyi(level) oynarken ne yapmalıyım, şimdi nasıl olacak diye bocalasan, strateji geliştirsen de yeni bir seviyeye geçtiğinde, geriye dönüp bakınca bir önce ki hep pek bir kolay geliyor…
Bence benzersiz sevgisi, yaşattığı annelik hissi hep bir yana ama ben başladığım bu yeni yaşama -üstelik çalışmayan bir anne olduğum halde- özellikle yemek yeme problemimizi birazcık azalttığımız ve Deniz’in konuşup derdini anlatmaya, hergün söylediği yeni bir şeyle bizleri şaşırtıp güldürmeye kısaca arkadaş olduğumuzu hissettirip, evimizin bireyi olduğunu “kendi” ortaya koymaya başladığı şu son günlerde tam olarak alıştım diyebilirim..















25 Ağustos 2010 Çarşamba

Yakın Markaj!!!!







Bu resimleri arka fonda gördüğünüz sevgili arkadasım Kayra'nın dayısı Tolga Yolcu çekti, kendisine çok tesekkür ederiz...









18 Haziran 2010 Cuma

ilk saç traşım ve m.burak'ın doğum gunu!

malum havalar çok sıcak ve ben çok hareketliyim; böylece ilk traşı mı oldum...
hem de gerçek bir erkek berberinde..



Ardından soluğu arkadaşım mehmet Burak'ın 2. yaş günü partisinde aldık...
Doğrusu, Burak pastasını parmaklamamıza çok sıcak bakmadı....
Tatammm yeni saçlarım ve ben!

Cidden bu guzel pastaya kıyıp kesecek misiniz?






19 Mayıs 2010 Çarşamba

Erken Tatil (Part I)

19 Mayıs'ta uzun haftasonu tatilinden faydalanip, Fethiye'de erken tatil yapalım dedik.
Babam, babannem, annem ve ben uçaktayız.
Uçakta basınç yükseldiği an uyku bastiriyor beni...

Fethiye'ye varir varmaz yol yorgunu falan demedik babamla gece alemlerine daldık.

Sabah ise önce şezlonglarda ısınıp;

Sonra havuzda serinledik...

Akşam yemeğinde dondurma yedim...

2. gün önce biraz surf yaptım..

Sonra şişme uçağımın özelliklerini babanneme anlattım.

Devamı haftaya :)))









1 Mayıs 2010 Cumartesi

Ayakkabı Alışverişi

Bugün tatilde giymek üzere bana ayakkabı almaya gittik...
Ayakkabı denenmeden alınmıyor. Tekini ayağıma giyip biraz gezindim.

Bu ayakkabıları da kız arkadaşım Bahar için beğendim ama annem ayak numarasından emin olmadığı için almadı :(

işte mutlu son..

Ayna ayna söyle bana, benden yakışıklısı var mi dünyada?

Avm gezmek beni yordu, market arabasına boylu boyunca uzandım...

Ama bu arabayı görünce cazibesine kapilmadan duramadım. İçindeki kardeş beni yanına almasa da pencereden uzanıp kornasını çaldım.











23 Nisan 2010 Cuma

bugün 23 nisan...


Sanki her tarafta var bir düğün.
Çünkü, en şerefli en mutlu gün.
Bugün yirmi üç Nisan,Hep neşeyle doluyor insan.
İşte, bugün bir meclis kuruldu,
Sonra hemen padişah kovuldu.
Bugün yirmi üç Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan.
Bugün, Atatürk'ten bir armağan,
Yoksa, tutsak olurduk sen inan.
Bugün yirmi üç Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan.Saip EGÜZ